Cart
0

My cart

Savaşçı Hector Heykeli!

225.00

El yontması olan Hector heykeli tasarımsal boyama ve gölgelendirme yöntemiyle son halini almıştır. El yontması aşamasından önce kalıp sistemi kullanılmaktadır. Kalıp için karışım; mermer tozu ve polyester karışımının yüksek basınçla kompress edilmesiyle elde edilir. Detayların ortaya çıkması için farklı işçilikler kullanılarak resimde görülen final halini almıştır.

Heykelin kırılma riski olabilecek kısımlarında, sabitleme yöntemi kullanılmıştır. Sabitleme yöntemi güçlü metallerle sağlanmıştır.

Vitrininzde karşılıklı durmaları için ezeli düşmanı Achilles heykelini de incelemenizi tavsiye ederiz!

Add to compare
Karşılaştır
Kategoriler:

Açıklama

 

Truva’nın Asıl Kahramanı: Hector

Homeros’un İlyada ve Odysseia Destanı adlı eserinde bahsettiği Truva Savaşı, bizlerden bin yıllar önce bugünkü Çanakkale Boğazı’nın oralarda; orada yaşayan Truva halkı ile kendilerine ihanet edildiğini düşünerek kenti istilaya gelen Akhalar arasında yaşanmıştı. Destana göre bu savaşın kaderi aslında yıllar önce tanrıçalar Hera, Athena ve Afrodit tarafından yazılmıştı. Sonuçta da Truva Savaşı’nı güçlü ordusu, Akhilleus’un büyük komutanlığı, tanrıların çoktan Truva’nın mahvına karar vermiş olması ve yaptıkları “Truva Atı hilesi” sebebiyle Yunanlılar kazanmıştı. Ancak yine de bu savaşın en büyük kahramanı onlar değil; yarı tanrı Akhilleus’a, yanında savaşan tanrılara ve kaderine karşı dimdik savaşan Hector’dü.

O, Truva’nın en büyük komutalarından, “at terbiyecisi” unvanıyla anılan, cesur bir savaşçıydı.

Truvalıların Güzel Günleri

Truvalılar, Kral Priamos’un yönetiminde yaşayan cesur ama barışçıl bir halktı. Kendi işleri ile ilgileniyor, verimli topraklarda yaşıyor ve hayatlarına mutlu mesut bir şekilde devam ediyorlardı. Kral Priamos’un güçlü bir ordusu ve bu ordunun başında savaşan cesur oğulları vardı ancak halkın savaş içinde olduğu bir durum yoktu. Hector, Priamos’un ordunun başında duran, çok iyi at kullanan ve savaşan oğluydu. Bir de aslında doğmadan önce Truva’nın başına büyük dertler açacağı kehanet edilen oğlu Paris vardı. Paris doğmadan önce annesi rüyasında hamile olduğunu, karnından ateşler çıktığını ve bu ateşlerin tüm Truva surlarını sardığını görmüştü. Biliciler ise bunun hayırlı bir rüya olmadığını, doğacak bir çocuğun Truva’nın mahvına sebep olacağını söylemişlerdi. Nihayetinde de Truva Savaşı’nı başlatan, Hector’ün ölümüne sebep olan ve ülkeyi harabeye çeviren şey Paris’in tutkularına karşı duramaması olmuştu. Aslında Paris’in de bir suçu yoktu. Şehrin kaderi, o Helen’i görmeden çok önce, tanrılar tarafından yazılmıştı.

Söyle Paris, En Güzel Hangimiz?

Bir gün Olympos’ta Kral Peleus ile Su Tanrıçası Thetis’in evlenme merasimi vardı. Bu merasime nifak tanrıçası Eris, huzursuzluk çıkarmaması için çağırılmamıştı. Ancak buna çok kızan Eris tabii ki huzursuzluk çıkarmak istedi ve düğünde ortaya “En güzele” notu ile altından bir elma bırakıp gitti. Bu elmayı gören tanrıçaların hepsi kendisinin “En güzel” olduğunu söyleyip altın elmaya sahip olmak istediler. Sonunda diğer tanrıçalar vazgeçti ama üç tanrıça bu isteğinden vazgeçmedi. Karar vermesi için Zeus’a gittilerse de Zeus bu işlerden anlamadığını söyleyerek onları İda Dağı’nda yaşayan Paris’e gönderdi.

Üç tanrıça Paris’e gelip hangisinin en güzel olduğunu sorunca Paris bir türlü karar veremedi. Bunun üzerine tanrıçalar da ona bazı rüşvetler teklif ettiler. Tanrıça Hera, onu dünyanın en güçlü adamı yapacağını, Asya ve Avrupa’ya hakim bir kral olacağını söyledi. Tanrıça Athena, onu dünyanın en zeki kralı yapacağını, Yunanistan’la yapılacak bir savaşta zafer kazanacağını söyledi. Afrodit ise, ona dünyanın en güzel kadınını vaat etti. Elmayı kendisine verirse onu dünyanın en güzel kadını ile tanıştıracak ve ona aşık edecekti. Paris de diğerlerini kabul etmeyerek elmayı Afrodit’e verdi. Bunun üzerine diğer tanrıçalar Hera ve Athena çok kızdı. O kadar çok kızdırlar ki Truva’yı mahvetmeye yemin ettiler. Afrodit de sözünü tutarak “Güzel Helen” ile tanışması için Paris’i Sparta’ya gönderdi. Çünkü o zamanın en güzel kadını Helen, orada yaşıyordu ve Sparta Kralı Melenaous’un karısıydı…

Paris oraya gidince kral ve ailesi tarafından çok iyi karşılandı. Helen’i görünce de zaten hemen aşık oldu. Eros’un da yardımıyla Helen de bir anda kendisine aşık olmuştu. Sonra ikisi birlikte kaçmaya karar verdiler ve birlikte Truva’ya geldiler. Bunun üzerine Yunanlılar kendilerini aşağılanmış hissederek Truva’ya savaş açtılar. Böylece tanrıçaların istediği olmuş, Truva için geri sayım başlamıştı.

Bir Türlü Kazanılamayan Savaş!

Savaş tam dokuz yıl sürdü. Dokuz yıl boyunca Hector ordusunu çok iyi bir şekilde yönetti ve Akhalar bir türlü şehrin surlarından içeriye giremediler. Surların dışında yağmalarına, kadınları savaş ganimeti olarak almaya ve yakıp yıkmaya devam ettiler. Ve savaş boyunca Hector, birçok düellodan sağ çıkmayı başardı.

İlk olarak, Yunan ordusunda Akhilleus’tan sonra en başarılı asker olan Aias ile düelloya girdi. Bu düelloda kimse yenmese de Hector daha üstün durumdaydı ancak Aias’ı öldürmedi. Hector zaten halkının çok sevdiği, iyi kalpli, barışçıl bir insandı. Aias’ı da öldürmeyerek ordusuna geri gönderdi.

Ardından, Akhilleus’un zırhını giyerek savaşa giren Patroklos ile karşılaştı.

Akhilleus, ganimeti olan Briseis’i aldığı için kralı Agamemnon’a çok kızmıştı kendisi olmadan savaşın kazanılmayacağını bildiği için de savaştan geri çekilmişti. Yeniden savaşa katılmak için kralın gelip ondan özür dilemesini ve ganimeti olan Briseis’i geri vermesini bekliyordu. Yunanlıların kaybetmek üzere olduğunu ve büyük kayıplar verdiğini gören kuzeni Patroklos ise buna daha fazla dayanamadı ve kendisi savaşa girmeye karar verdi. Akhilleus’tan da göz alıcı zırhını kendisine vermesini istedi. Akhilleus ona kendi zırhını verince, Patroklos bu zırh ile savaş meydanına indi ve tıpkı onun gibi muhteşem savaşıyordu. Sonunda Hector ile karşı karşıya geldi. Hector, onunla düello yaptığı zaman boyunca onu Akhilleus sanıyordu. Karşısında düşman ordusunun komutanı ile savaştığını düşündüğü için sonunda onu kargısıyla öldürdü. Zırhını çıkardığında ise onun Akhilleus olmadığını gördü. Cesedi Aias kendi tarafının gemisine taşıdı. Kuzeni ve en yakın arkadaşı Patroklos’un öldüğü haberi ise hemen Akhilleus’a ulaştırılmıştı.

Akhilleus’un Dillere Destan Öfkesi Başlıyor!

Akhilleus bunu duyunca öyle büyük bir öfkeyle bağırmıştır ki bu çığlığın tüm Truva’da duyulduğu rivayet edilir. Kuzeninin intikamını almak isteyen Akhilleus hemen Agamemnon’a gider, onunla barışır ve savaşa devam edeceğini söyler. Agamemnon da ona savaş ganimetini başka hediyelerde birlikte geri verir. Zaten Akhilleus’un tarafında olacak tanrılar ona yeni bir zırh döverler ve yenilmez savaşçı tekrar savaş alanına gider. Hector ile karşılaşana kadar çok kan döker. Kahramanca savaşır ve her yerde Hector’ü arar. Hector ise Truvalıların başındadır ve surların yanında şehrini korumaya devam eder. Artık Olympos’lu tanrılar da aşağıya iner ve savaşa karışırlar. Artık her şey onlar tarafından kararlaştırılmıştır. O kadar ki, savaşın başından itibaren Hector’ün tarafını tutan tanrı Apollon bile artık onu koruyamayacağını anlamıştır. Derken şehrin kapıları açılır, tüm askerler içeriye girer ve surların dışında yalnızca Hector kalır. Annesi Hekabe ve babası Priamos’un tüm ısrarlarına rağmen içeriye girmez ve Akhilleus ile karşı karşıya gelir.

Bir anlatıya göre onu karşısında parlak zırhı ve heybeti ile gördüğü için kaçmaya başlar. Surların etrafında 12 tur koşar ama sonunda Akhilleus’tan kurtulma şansı olmadığını anlayarak dövüşmeye başlar. Bir diğer anlatıya göre ise; Akhilleus’un günlerdir savaş meydanında olmadığını bildiği için onun hamlanmış olacağını düşünür ve düellodan önce onu yormak için surların etrafında koşturur. Sonunda yine Athena ve Hera’nın desteği ile kaderinde o gün ölü olmayan Akhilleus ve tüm tanrıların kaderine terk ettiği Hector, teke tek karşı karşıya gelir.

Hector önce isabetli bir atış yapar ve Akhilleus’un zırhını tam ortasından vurur. Ancak Akhilleus zaten yarı ölümsüzdür ve topuğundan vurulmadığı sürece ölmeyecektir. Bir süre bu büyük kavga devam eder. Herkes durup onları izler. Sonunda Akhilleus bir darbe ile Hector’ü öldürür.

Onu öldürmek Akhilleus’un öfkesini dindirmez. Patroklos’un intikamını Hector’ü öldürerek almış olmak ona yetmez. Akhilleus onu zırhından soyar, ayak bileklerine Aias’ın Hector’den kurtulduğunda kendisine verdiği kayış ile onu at arabasının arkasına bağlar ve 9 gün boyunca Truva şehri etrafında döndürür. Amacı cesedi parçalamak ve onu sonunda hayvanlara vermektir. Ancak Apollon cesede zarar gelmesine izin vermez ve 9 gün boyunca şehrin etrafında sürüklenmiş olmasına rağmen Hector aynı güzellikte kalmaya devam eder. Sonunda Akhilleus da Paris’in zehirli bir oku ile ayak topuğundan vurularak ölür. Truva şehri “Truva atı” hilesi ile Yunanlıların eline geçer ve tanrıçaların yıllar önce yazdığı kader gerçekleşmiş olur…

Ek bilgi

Ağırlık 1.4 kg
Boyutlar 26 × 18 × 18 cm
İşçilik

El işçiliği

Renk

Metalik Bronz

İncelemeler

Henüz yorum yapılmadı.

“Savaşçı Hector Heykeli!” için yorum yapan ilk kişi siz olun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X